KOPMASI MUHTEMEL İNCE
BİR İP
Sabahın ilk saatleriydi. Yer, son derece soğuk ve sevimsiz
bir hal alarak güneşin yakıcı etkisi karşısında takdire şayan bir direniş
gösteriyordu. Birden avlunun büyük ve gösterişli kapısı açılmıştı, açılmanın
etkisi ile ortaya çıkan ses kahvaltı sofrasında bulunan irili ufaklı, sevdalı
ve umutlu herkesin yüreğinde bir ulak heyecanı oluşturmuştu.
Sofraya buyur edilen Kör Ali, böyle bir nezaket karşısında
ne yapacağını bilemez garip ve hiç de kibar olmayan tavırları ile yemek yemeyi
yeni öğrenen bir çocuğu andırırdı. ‘Şu Kör Aliye imrenmemek elde değil’ diye
içinden geçiriyordu, çayını alıp bir köşede narin ve aşıkça bardağa dudağını
konduran Hasan. Bahar gelmiş yeryüzü tabiatı gereği büyük bir çalışkanlık ile
görevini ifa ediyordu. İçini tarifi imkansız bir huzur ve mutluluk alırdı bu
zamanlarda, Feride’si gelirdi hatırına gözleri dolardı.
Çayından son yudumu aldıktan sonra elindeki bardağı masanın
üzerine narince koydu, severdi narin ve sessiz olmayı ve en çok da sevmeyi
severdi. İki katlı gösterişli yeşil evin önü aceleyle çıkarıldığı her halinden
belli olan ayakkabıların dağınık düzenine ilişti. En çok da gözüne ucu yırtık arkasına
gelişi güzel basılmış evvelden siyah şimdi ise griye çalan rengi ile Kör Ali’nin
ayakkabısı ilişti. Böylesi bir hayatı yaşamak ister miydi
kestiremiyordu fakat Feride’si gelince aklına olurdu neden olmasın dı!
Ayakkabıları sağ ayağının dış kısmı ile bir tarafa itip raftan kendi
ayakkabılarını buldu sildi ve açtığı yere atıp hızlı bir şekilde giyip sessizce
çıktı.
Gidiyordu yine yalnızlığının yanına ve sevdiğinin toprağına
bir çift göz olup bulutların seyrine ortak olmaya. Her sabah ritüel haline
getirdiği bu seyahatin gencecik bedeninde uyandırdığı arzu bir ipe benziyordu kopması
muhtemel ince bir ipe. Hızlanıyor ve kimsenin görmesini istemeyerek adeta
kaçıyordu, taşlı ve köyün uzağında konumlanan ıssız yolda tozunu aldığı
ayakkabısını toz içinde bırakarak. Nihayet dallı tepeye gelmiş bir nevi kavuşma
hissiyle karışık mutluluk hissetmeye başlamıştı. Yorulmaya başlıyor ara ara
durup derin nefesler alarak tırmanışına devam ediyordu ve sonunda varmıştı.
Tepeden çoğu köy görünür bozkırın tüm çıplaklığı gözler önüne
serilirdi, kuşların bu çıplak ova da oyunlar oynaması mutluluğu hatırlatırdı
Hasana. Gözlerinden yaş gelirdi dallı tepede herkesin ve herkes bu yaşın
sorumlusu olarak bozkırın ayazını gösterirdi. Dallı tepe sevdalılar için
merhamet dilenirdi yüce Mevla’ dan. Şimdi ise genç Hasan için medet dileniyordu
Feride den bir nefes bir ses bir haber! Nicelerdir
haber yoktu Feride’den, merak ediyor aklına getirmek dahi istemediği ihtimallerin
gerçeğe dönüşmesi durumunda ne yapacağını bilmiyordu.’ Ya Feride evlenmiştir ya
da...’ diyordu fakat sonunu getiremiyordu.
Yalnızlığını dallı tepede bıraktıktan sonra yavaş ve
düşünceli adımlarla toza karışmış ayakkabısını silmesi gerektiğini hissetti.
Çeşmenin havuzuna elini daldırıp ayakkabısını bir güzel sildi sonrasında
ellerini yıkayıp kana kana bir su içti hem kendi hem de Feride si için doya
doya içti. Çeşmede Hasanı gören kadınlar kendi aralarında söylenmeye ve bir
gerçeği gizlemeye çalışır gibi davranıyorlardı. Yavaş yavaş evinin yolunu tutan
Hasan olanlardan bihaber, içinde kuşku ve endişe barındırmayan adımlar ile
avluya girmişti.
Ağabeyi Ahmet , Kör Aliyi bir köşeye çekip ‘ susacaksın Ali
kimseye bir şey söylemeyeceksin Hasan duymayacak duymamalı alıştıra alıştıra
ben söyleyeceğim Feride’nin öldüğünü diyordu’ ağlıyor kardeşini düşünüyor elleri
ile kafasına vuruyordu. Hasan yıkılmıştı kaçmak kimselere bir şey demeden
ardına bile bakmadan kaçmak istiyordu. Ne vardı sanki Feride’nin babası
verseydi Feride yi Hasana, zalimlikti bu ve zalimler bu dünyada hep kazanmakla onurlandırılmıştı.
Kendini toparlayamıyordu kimseye görünmek istemiyordu ve kaçıyordu
yalnızlığının evine, dallı tepesine.
Kör Ali çobandı evde herkes severdi onu, kimse kızamazdı zira
evin yükünü yüklenmişti kısacık boyu ve geniş olmayan omuzlarıyla. Körlüğü
doğuştan ana karnından gelirdi bir gözü hiç görmezdi öteki gözünü de ailesi bellediği
evin hizmetine adamıştı. En çok Hasanı severdi akrandılar aynı zamanda, ona
yamaklığın acı lezzetini hiç tattırmamıştı aşık Hasan. O da yalnızdı ve akranı
Hasan gibi severdi dallı tepenin kucaklayışını. Ve bir yiğit gördü dallı
tepenin gövdesine asılı, siyah rugan ayakkabısından tanımıştı bu aslanı.
Asılıydı kopması muhtemel ince bir ipe.
Kör Ali bir daha görmek istememişti, lakabının hakkını
vermek iki gözünü de kaybetmek istiyormuş gibi davranıyordu kendine. Aşık
Hasandan bir çift ayakkabı kalmıştı Kör Aliye, bilirdi hep üzülürdü Kör Alinin
ayakkabılarına, tek gözüne baktığı gibi bakıyordu Ali ayakkabılara, temiz ve
titiz!
BARIŞ YÜKSEL
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder