21 Eylül 2014 Pazar

KOPMASI MUHTEMEL İNCE BİR İP

KOPMASI MUHTEMEL İNCE BİR İP


Sabahın ilk saatleriydi. Yer, son derece soğuk ve sevimsiz bir hal alarak güneşin yakıcı etkisi karşısında takdire şayan bir direniş gösteriyordu. Birden avlunun büyük ve gösterişli kapısı açılmıştı, açılmanın etkisi ile ortaya çıkan ses kahvaltı sofrasında bulunan irili ufaklı, sevdalı ve umutlu herkesin yüreğinde bir ulak heyecanı oluşturmuştu.

Sofraya buyur edilen Kör Ali, böyle bir nezaket karşısında ne yapacağını bilemez garip ve hiç de kibar olmayan tavırları ile yemek yemeyi yeni öğrenen bir çocuğu andırırdı. ‘Şu Kör Aliye imrenmemek elde değil’ diye içinden geçiriyordu, çayını alıp bir köşede narin ve aşıkça bardağa dudağını konduran Hasan. Bahar gelmiş yeryüzü tabiatı gereği büyük bir çalışkanlık ile görevini ifa ediyordu. İçini tarifi imkansız bir huzur ve mutluluk alırdı bu zamanlarda, Feride’si gelirdi hatırına gözleri dolardı.

Çayından son yudumu aldıktan sonra elindeki bardağı masanın üzerine narince koydu, severdi narin ve sessiz olmayı ve en çok da sevmeyi severdi. İki katlı gösterişli yeşil evin önü aceleyle çıkarıldığı her halinden belli olan ayakkabıların dağınık düzenine ilişti. En çok da gözüne ucu yırtık arkasına gelişi güzel basılmış evvelden siyah şimdi ise griye çalan rengi ile Kör Ali’nin ayakkabısı ilişti. Böylesi bir hayatı yaşamak ister miydi kestiremiyordu fakat Feride’si gelince aklına olurdu neden olmasın dı! Ayakkabıları sağ ayağının dış kısmı ile bir tarafa itip raftan kendi ayakkabılarını buldu sildi ve açtığı yere atıp hızlı bir şekilde giyip sessizce çıktı.

Gidiyordu yine yalnızlığının yanına ve sevdiğinin toprağına bir çift göz olup bulutların seyrine ortak olmaya. Her sabah ritüel haline getirdiği bu seyahatin gencecik bedeninde uyandırdığı arzu bir ipe benziyordu kopması muhtemel ince bir ipe. Hızlanıyor ve kimsenin görmesini istemeyerek adeta kaçıyordu, taşlı ve köyün uzağında konumlanan ıssız yolda tozunu aldığı ayakkabısını toz içinde bırakarak. Nihayet dallı tepeye gelmiş bir nevi kavuşma hissiyle karışık mutluluk hissetmeye başlamıştı. Yorulmaya başlıyor ara ara durup derin nefesler alarak tırmanışına devam ediyordu ve sonunda varmıştı.

Tepeden çoğu köy görünür bozkırın tüm çıplaklığı gözler önüne serilirdi, kuşların bu çıplak ova da oyunlar oynaması mutluluğu hatırlatırdı Hasana. Gözlerinden yaş gelirdi dallı tepede herkesin ve herkes bu yaşın sorumlusu olarak bozkırın ayazını gösterirdi. Dallı tepe sevdalılar için merhamet dilenirdi yüce Mevla’ dan. Şimdi ise genç Hasan için medet dileniyordu  Feride den bir nefes bir ses bir haber! Nicelerdir haber yoktu Feride’den, merak ediyor aklına getirmek dahi istemediği ihtimallerin gerçeğe dönüşmesi durumunda ne yapacağını bilmiyordu.’ Ya Feride evlenmiştir ya da...’ diyordu fakat sonunu getiremiyordu.

Yalnızlığını dallı tepede bıraktıktan sonra yavaş ve düşünceli adımlarla toza karışmış ayakkabısını silmesi gerektiğini hissetti. Çeşmenin havuzuna elini daldırıp ayakkabısını bir güzel sildi sonrasında ellerini yıkayıp kana kana bir su içti hem kendi hem de Feride si için doya doya içti. Çeşmede Hasanı gören kadınlar kendi aralarında söylenmeye ve bir gerçeği gizlemeye çalışır gibi davranıyorlardı. Yavaş yavaş evinin yolunu tutan Hasan olanlardan bihaber, içinde kuşku ve endişe barındırmayan adımlar ile avluya girmişti.

Ağabeyi Ahmet , Kör Aliyi bir köşeye çekip ‘ susacaksın Ali kimseye bir şey söylemeyeceksin Hasan duymayacak duymamalı alıştıra alıştıra ben söyleyeceğim Feride’nin öldüğünü diyordu’ ağlıyor kardeşini düşünüyor elleri ile kafasına vuruyordu. Hasan yıkılmıştı kaçmak kimselere bir şey demeden ardına bile bakmadan kaçmak istiyordu. Ne vardı sanki Feride’nin babası verseydi Feride yi Hasana, zalimlikti bu ve zalimler bu dünyada hep kazanmakla onurlandırılmıştı. Kendini toparlayamıyordu kimseye görünmek istemiyordu ve kaçıyordu yalnızlığının evine, dallı tepesine.

Kör Ali çobandı evde herkes severdi onu, kimse kızamazdı zira evin yükünü yüklenmişti kısacık boyu ve geniş olmayan omuzlarıyla. Körlüğü doğuştan ana karnından gelirdi bir gözü hiç görmezdi öteki gözünü de ailesi bellediği evin hizmetine adamıştı. En çok Hasanı severdi akrandılar aynı zamanda, ona yamaklığın acı lezzetini hiç tattırmamıştı aşık Hasan. O da yalnızdı ve akranı Hasan gibi severdi dallı tepenin kucaklayışını. Ve bir yiğit gördü dallı tepenin gövdesine asılı, siyah rugan ayakkabısından tanımıştı bu aslanı. Asılıydı kopması muhtemel ince bir ipe.

Kör Ali bir daha görmek istememişti, lakabının hakkını vermek iki gözünü de kaybetmek istiyormuş gibi davranıyordu kendine. Aşık Hasandan bir çift ayakkabı kalmıştı Kör Aliye, bilirdi hep üzülürdü Kör Alinin ayakkabılarına, tek gözüne baktığı gibi bakıyordu Ali ayakkabılara, temiz ve titiz!

                                                                                                                              BARIŞ YÜKSEL
  

   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder